Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Mektuplar - 14 Şubat


'bizi ayırmak istiyorlar
bastırıyorlar
canlarım
ailem
canımı acıtıyor
dişimi sıkıyorum
senin dediğin gibi
gülümsüyorum
uçurumun kenarında bile olsam
gülümsüyorum
sırf
silgi kullanmadan resim çizme sanatı denilen hayata
gıcıklık olsun diye...'

canım;
işte yine yeni bir 14 şubat
dışarıda yağmur çiseliyor
hava çoktan kararmış
küçük odamda çıtır çıtır yanan sobamla
sana yazıyorum...

işte yeni bir anlamlı gün
aşkımız için
tüm aşıklar için
bütün sevdalıların
elele yürüdüğü
öpüşüp koklaştığı bir gün...

ben yine odamın camından
dalgın ve boş gözlerle dışarıdan geçenleri izliyorum
başımı buharlaşmış cama dayadım
işaret parmağımla cama kalpler çiziyorum
sonra parmağımla kuşlar yapıyorum
sana yolluyorum bu yazıtı
sanki bir çıkış yolu arıyorum
ama ne yapsam boş
cama çizilmiş bir kuştu işte
uçmasının mümkünatı yoktu
çaresizim
sende benim gibi çaresiz misin
sende buruk bir gülümseyişle hatırlıyormusun beni
yeni bir 14 şubatta
tekrar başımı cama dayadım
ve senli düşüncelere daldım...

yasaklar vardı
katlanmamız
sabırla beklememiz gereken yasaklar
ve bu yasaklar bir gün sona ermeli...

içimdeki suçluluk duygusundan bir türlü kurtulamıyorum
çünkü bizim mutluluğumuz
bir başkasının mutsuzluğu oluyor
gerçek sevgiyi bu kadar zor bulmuşken
şimdi onu bir başkasına hediye etmem
üstelik seni delice sevdiğimi söyleyip dururken
bunu yapamam
mutluluk bizim hakkımız
ama korkuyorum...

senin telefonunu
saatlerce
özlemle bekliyorum
elimde gülümseyen resmin
gözlerin sanki bir liman
gözlerin sanki bir derya
yemyeşil...

düşünüyorum da
düşüncelerin en güzeli
senin beni benim seni düşündüğüm kadar
düşünüp düşünmediğini düşünmek
olsa gerek diye düşünüyorum...

acı çekiyorum
acı çekmeye değer mi
sevgi için herşeye değer
hele 14 şubatta...

canım
insanlar her ne kadar kışı
ayrılık ve özlem mevsimi kabul etmişlerse de
kaderde ayrılık varsa
kışı beklemez
kaderde özlemek varsa
gönül ferman dinlemez...

birtanem
eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı
asla sabah olmazdı...

bizi ayırmak istiyorlar
bastırıyorlar
canlarım
ailem
canımı acıtıyor
dişimi sıkıyorum
senin dediğin gibi
gülümsüyorum
uçurumun kenarında bile olsam
gülümsüyorum
sırf
silgi kullanmadan resim çizme sanatı denilen hayata
gıcıklık olsun diye...

bana unut dediler
seni unutamadım
ve seni değil
bana seni unut diyenleri unuttum...

biliyorsun
her şeye rağmen sevdim seni
güçlüyüm senle
ve aşamayacağımız hiçbir zorluk yok
koca bir kentte
koca bir ülkede
kafa tutamayacağımız kimse yok...

biliyorsun
her halin çekti beni
gülümsemen
uyuman
kızman
şaşkınlığın
saflığın
çocukluğun
olgunluğun
sende herşeyi sevdim
sesini de sevdim
suskunluğunu da
korkularını sevdim...

biliyorum
hissediyorum
seninle bir pergelin iki ayrı kolları gibiyiz
ne kadar dönersek dönelim
yine aynı yerde karşılaşacağız...

biliyorum
hissediyorum
biz birbirimize dönmüş iki ayna gibiyiz
içimizde binlerce olsada görüntümüz
biz sadece birbirimizi görürüz...

biliyorum
hissediyorum
uzaklıklar küçük sevgileri yok eder
büyükleri ise yüceltir
tıpkı bizim sevdamız gibi
tıpkı rüzgarın mumu söndürüp ateşi yükselttiği gibi...

biliyorum
hissediyorum
sevdik ya işte
ötesi yok...

işte yine yeni bir 14 şubat
seni kocaman bir yürekle seviyorum
gözlerimle değil
yüreğimle seviyorum...

işte yine yeni bir 14 şubat
sen herhangi bir konuk değilsin yüreğimde
o yüregin gerçek sahibisin...

şimdi kış ya
ben dört mevsim baharı yaşıyorum seninle...

işte yine yeni bir 14 şubat
dışarıda yağmur çiseliyor
hava çoktan kararmış
küçük odamda çıtır çıtır yanan sobamla
ben yine yalnızım
yine sevgisiz
sensiz
sevgilisiz
ve benim aklımda sen
ve benim yine gözlerim yaşlı
penceremin önünde dışarıyı seyrediyorum...

sarılıyorum sana, sımsıkı...