Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Evlilikte Eleştirmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Evlilikte Eleştirmenin Dayanılmaz Ağırlığı


Tartışma olmayan veya iletişim kazalarının yaşanmadığı evlilik neredeyse yok gibidir. Evliliklerde eleştiri sevginin en büyük düşmanıdır. Bu nedenle evlilikte "Seni seviyorum" cümlesinden daha güzel bir cümle varsa o da "Sen haklısın" diyebilmektir. Belirli değişim taleplerini içeren "yakınmalar" evliliği düzeltebilirken, "eleştiriler" yıkıcı etki bırakır. Bu nedenle evlilikte "yapıcı eleştiri" diye bir şey yoktur, her türlü eleştiri yıkıcıdır ve acı verir, kaçınılmaz olarak ilişkiyi kötüleştirir. Peki, bir partnerin kronik bir biçimde eleştirel olmasına yol açan nedir? Bunun çoğu zaman iki kaynağı vardır: duyguları paylaşmama ve özgüven eksikliği...

Cem KEÇE'ye Soru Sor

DUYGULARI PAYLAŞMAMA...

Duygularını paylaşmayan veya duygusal bakımdan tepkisiz kalan bir partner, diğer partneri eleştiri yapmak için kışkırtır. Ayla adını verdiğim danışanım, okuduğu gazeteleri banyoda bıraktığı için eşinden yakınıp duruyordu. Eşi Ahmet ise onu duymazlıktan geliyordu. Bu duruma daha fazla dayanamayan Ayla, kibarca hatırlatmak yerine en sonunda Ahmet'i eleştirmeye ve suçlamaya başlıyordu. Artan öfkesiyle ve çaresizliğiyle onu "sorumsuz ve gelişmemiş, pasaklı ve dağınık" diye aşağılamaktan başka bir yolu olmadığına inanıyordu. Ayla'nın yaklaşımındaki bu olumsuz değişiklik anlaşılabilirdi ancak eleştirisi Ahmet'i daha da tepkisiz ve inatlaşır hale getireceği için evliliğine hiçbir yararı yoktu. Gerçekte bu kısır döngüden kurtulmalarının tek yolu, her ikisinin de "içlerindeki farklı yönleri ortaya çıkartmaları", yeni iletişim kalıplarını denemeleri, yani değişmeleriydi. Ancak bu hiç kolay değildi; çünkü duygusal olarak tepkisiz bir eşi daha az eleştirmek de, kusurlarınızı sürekli yüzünüze vuran bir eşe yakınlaşmak da, empati, sabır ve cesaret ister. Ancak bu tür yıkıcı kısırdöngülere son vermek için tıpkı ayın karanlıkta kalan kısımlarının aydınlık hale getirilmesi gibi içteki farklı yönlerin ortaya çıkartılması, yani iki taraflı değişim gereklidir.

ELEŞTİRİ VE AŞAĞILAMA...

Çiftlerin birbirleriyle iletişim halindeyken kullandıkları "eleştiri ve aşağılama" ilişkinin büyük ihtimalle boşanma ile sonuçlanacağının bir göstergesidir. Örneğin, eşin yaptığı davranışı değil de kişiliği eleştirmek ve her şey için suçlamak, "Başkasından duymak yerine senden duymayı tercih ederdim" demek yerine "Sen çok bencilsin ve sorumsuzsun, hep böyleydin" demek, eşle konuşurken ondan üstünmüş gibi onu aşağılayıcı şekilde konuşmak, dalga geçmek, isim takmak gibi tavır ve davranışların verdiği mesaj ona hiç değer vermediğiniz ve sevmediğiniz yönünde olur. Bu da zamanla boşanma fikrinin olgunlaşmasına yol açar.

ÖZGÜVEN EKSİLİĞİ...

Evlilikteki diğer eleştiri kaynağı özgüven eksikliğidir ve içeriden gelir. "Yüreklilik ve cesaret" veya "kişinin kendine güvenme duygusu" olarak tanımlanan "özgüven"; daha çok babayla kurulan özdeşim ve babayla deneyimlenen iyi ilişkiler sonucu babadan gelen kadim bir duygudur ve bireyin kendisine yönelik iyi ve olumlu duygular geliştirmesi sonucu kendini iyi ve güçlü, özel ve değerli hissetmesidir. Bu duygular sonucunda kendisiyle ve çevresindeki kişilerle barışık olması demektir."Özgüven eksiliği" ise; genel olarak kişinin kendini sosyal çevreden uzaklaştırması, içine kapanması ve başaramama korkusu yaşaması ile gösteren psikolojik bir problemdir. Bu psikolojik problem kişinin yaşamında, özellikle de çocukluk döneminde gelişmiş olan, kendinden duyulan kuşkuyla bağlantılıdır ve kişinin kendini eleştirmesiyle başlar. Ali adını verdiğim danışanım, kendi başarılarını takdir edemiyor ve hayatın keyfini çıkaramıyordu. İşinde bir sıkıntısı olduğunda, içten içe değersiz ve yetersiz olduğunu hissediyordu. Başarılı olduğunda ise, bundan gurur duyma olanağını kendisine tanımıyordu. İçinden gelen bir ses, ona başarısının tesadüfi olduğunu ve bunun asla yeterli olmadığını söylüyordu. Bu nedenle Ali sürekli onay ve takdir arıyor ama onaylandığında da buna sevinemiyor, hatta kabul edemiyordu. Zihninden geçen olumsuz düşüncelere odaklandığı için kendine ihanet ediyor ama bunu fark edemiyordu, sürekli yanlış ve eksik olanı görüp mevcut olanı takdir edemiyordu. Bu yüzden eşi Ayşe ile evliliklerinde doğru giden şeylere sevinemiyordu. Ayşe'nin sabrını, sevgisini, yumuşaklığını, sadakatini ve kendisine sunduğu derin duygusal desteği de içeren harika niteliklerini takdir etmek ve onu onaylamak, ona şükranlarını iletmek yerine, onun kusurları olarak gördüğü şeylere, yani aşırı titizliğine, abartılı duygusallığına, her şeye müdahale etmesine, sosyal açıdan çekingenliğine ve evde onun istediği kadar hizmet davranışlarında bulunmayışına odaklanıyordu. Ali ve Ayşe'nin öyküsü, evliliklerinde bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyordu. Ali kendini yetersiz gördüğü için hem kendinde hem eşinde mevcut olmayanları arıyor, hep olumsuza odaklanıyordu ve evliliklerdeki en kadim kurallardan biri olan "iyi olana odaklanırsan iyiyi, kötü olana odaklanırsan kötüyü büyütürsün" kurulanı ihlal ediyordu. Evlilik terapisi ile Ali; (1)Ayşe'nin bazı arzulanabilir niteliklerden yoksun olduğunu, mükemmel olmadığını ve olamayacağını kabullendi; onda eksik olana odaklanıp mevcut niteliklerini görmezden geldiğini ve bu durumun ilişkilerine zarar verdiğini anladı. (2) Özeleştiri yaptı, kendisi ve evliliği için yapabileceği en iyi şeyin hem kendisini hem de eşini tüm kusurlarıyla kabul etmeye çalışmak olduğunu keşfetti. (3) Kendisindeki ve ilişkisindeki iyi ve güçlü yönleri bağrına basmayı ve şükretmeyi başardı. (4) Şükretmenin, koşulsuz sevginin ve kabulün, eleştiri ve onun ölümcül akrabası olan aşağılamanın panzehri olduğunu kabullendi. (5) Şükrettikçe kendini bağışladı, kendi başarılarını yetersiz bulmak yerine, onlardan keyif duymaya başladı. (6) Ayşe'ye kendi yanlışlarını itiraf etti. "Burada ben hatalıydım" ya da "Özür dilerim" demeye başladı. Zamanla ilişkileri zenginleşti, anlamlı ve tatmin edici bir hale geldi.


Etiketler


Yorumlar