Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Mektuplar - Alışamadım Yarımlığa


Canım,

Yağmurlar nihayet durmak bildi. Hava ayaza çekti.

Düşünüyorum. 'Düşünüyorum o halde varım' diyorum, tıpkı 17. yüzyılın büyük rasyonalisti Descartes gibi. Kapatıyorum gözlerimi, ama göremiyorum
seni. Sadece anılarımız ve yalnızlığımla başbaşa oturup hüzünleniyorum. Yalnız, bir başıma ve bırakılmış...

Daha önce defalarca karalanmış hayat kağıdıma sıcak bir nefes üfledin sen. Çokca hüzünler çiziktirilen yüreğimi sımsıcak nefesinin kokusuyla
uyandırdın sen. Şimdi bir rüzgar getiriyor o sıcak kokuyu bana. Şimdi o rüzgar, sert ve soğuk rüzgar, yapraklarını çoktan dökmüş kuru ağaç dallarına, kırılan sokağa dökülmüş diğer dallara, kağıt parçalarına, çöp poşetlerine, tozlara ve toprağa dansettiriyor, boş sokaklarda ve ruhumun derinliklerinde.

Seni o kadar çok seviyorum ki, göremiyorsun ama biliyorum hissediyorsundur. Çünkü uzaklardasın. Düşlerimde, her taraf karanlık ve ben karanlığa,
karanlığın tam içine doğru yol alıyorum. Seni arıyorum. oradasın işte, gözlerim bakarken gözlerinin ta içine, gözlerin hep uzaklarda. Yoksa benden mi
kaçırıyorsun? Beni uzaklarda mı arıyorsun? Hiç bilemedim. Düş ya, anlam da veremedim. Ama düş te olsa, rüyada da olsa ve bir defacıkta olsa, şu an yanımda olmanı, gökkuşağının rengini, bülbülün sesini, gülün kokusunu duymak ve hissetmek isterdim...

Gözlerini, yemyeşil gözlerini buradan bile görüyorum, tıpkı bir süre önce kalbini, kalbinin bütün hücrelerini gördüğüm gibi. Gözlerini özledim. Baygın
bakışlarını özledim. Beyaz bir gülün kızıla dönmesi gibi, seni çok özlediğimi, özleminden kalbim kızıla dönünce, kalbim kor kor yanınca anladım.
Yanaklarım kızarırdı çocuklar gibi seni düşündükçe, heyecanımı, elimin titremesinden, yazımın bozulmasından fark edeceksin sanırım. Ama sen
uzaklardasın şimdi, hissedeceksin ama bunu göremeyeceksin. Ne acı...

Alışamadım yarımlığa...

Bir daha bırakmamacasına bağlandım, sana, kalbimin en mahrem yerlerini açtım. O kadar özeldi ki bu benim için. Yüzünde ince bir gülümsemeyle
kalbime, hiç silinmeyecek ayak izleri bıraktığın kalbime, makamına yerleşir gibi kuruldun, sanki oranın asıl ve tek sahibi senmişsin gibi. Gülümsüyorum
şimdi bende, içimdeki burukluğu yüzüme yansıtmamaya çalışarak. Çünkü içimdeki burukluk, kalbimdeki yoğun sevgindendi. Gözlerimden bir kaç damla yaş damladı. Gözyaşlarıma baktım, 'ne zaman tükenecek' diye hıçkırdım. Bir karanlığa yankılandı hıçkırığım, bir güz gecikmişliğine. Bana 'ağlama'
derdin hep. 'Ben yokken sakın ağlama.' Ama özde bir 'yok'oluşçu' olarak şimdi yok'sun. Yakın bir zamanda da olmayacaksın. Ne olur kızma. Bırak
soğuk kış gecelerinde gökyüzünün karanlığına bakıp içli içli dökülsün göz yaşlarım, seni görünce gülümseyecek gözlerimden. 'Sağlam tut yüreğini,
yüreğimi. Ne içindeki çığlığı büyüt dalga dalga, ne de yalnızlığı' dediğini de duyar gibiyim. Sende, daha fazla yalnız, bir başıma ve bırakılmış olarak
bırakma beni...

Bu gece, bir rüzgarın, bana sıcak kokunu getiren rüzgarın, sert ve soğuk rüzgarın koynundayım. Bu gece, erkenden çökmüş gözlerime gri yalnızlığımla yanık türkü kıvamındayım. Senin yüreğinden, kulaklarımda böyle gecelere has, uzakları çağrıştıran türküler, sensizlik yaramı kanata kanata derinden geliyor, aşka, sevdaya, ayrılığa, hüzne ve yalnız bırakılmışlığa bulanmış şair sözlerinde. Bu gece üşüyorum. Ve ben sensizliğe mahkumum bu gece, mahkumiyetimin bilincinde. Bu gece, bana aldığın ve adlarını hasret koyup, uzun uzun seni andığım tüm gülleri kurutup; öylece yakacağım tütsü yerine. Dumanlarını içime çekeceğim, seni içime alacağım bu şekilde, en mahrem armağan diye. Fark edemeyeceksin bana verdiğim özel şeyi. Kalbimi sana açmak, sana en gizli duygularımı vermek, bizi yakınlaştıracak. Sonunda bende özel bir şeyi herkesten ve en önemlisi kendimden saklamak ister gibi kristal bir vitrine yerleştireceğim ve içime atacağım. Bu gece, yalnızlığımı doya doya yaşayacağım...

Vakit epeyce ilerledi. Bol Zeki MÜREN ve Alpay kokan, yalnızlığımı ve yaşamı sorgulayışıma aldığım yanıtın koca bir 'hiç' oluverdiği bu gecenin
sabahında, uykusuzluğun da soğuğun da canına okudum. Birazdan sıcak bir çay içip giyinir, 600 Evler'in 17 numaralı dolmuşun arka koltuğuna
gömülüp, okulun yolunu tutacağım.

Sevgimle...

Seveceğim seni gelecekte, geçmişte olduğu gibi...