Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Mektuplar - Ve Üstelik Gece


Canım,

Bugün ayın otuzu. Saat:18.05. Evdeyim.

Kasetçalarda İlhan İREM. Kansermiş, çok üzüldüm. Sana demişimdir mutlaka: 'Bu doktorlara ne zaman ümit bağlarsan üzgünüz der ve uzaklaşırlar
yanından.'

Kitabın 120 sayfasını bir solukta okudum. ( Vedat TÜRKALİ ' Birgün Tek Başına ) Günsel'i sevemedim şimdilik. Asil bilgiç. Seni O'na benzettim. Daha
doğrusu görünür haline. Belkide olduğun halde bir türlü göremediğim haline...

Ders çalışmam gerek ama yorgun ve karmakarışığım. Dün gece hiç gelmediğim bir yerde hissettim kendimi. Keşke aramasaydın. Daha az üzülecektim
belki. Ya da kolaylaşacaktı herşey...

Senin kaleminle yazıyorum sana. Özledim seni. Yüreğimi karıncalandırıyor, beynimi uyuşturuyor özlemin. Çocuksu küskünlüğünü, sert başkalarını
özlüyorum...

Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmem rahatlatıyor içimi...

Neyse. Net şeyler bekliyorsundur. Konuşup da halledemediğimiz, adını koyamadığımız bir rüyayı sessiz ve soğuk evimin duvarlarına haykırıp
rahatlamak yerine, belki biraz ferahlık bulurum diye, belki de karanlığım bir parça aydınlanır diye ve gerçekte ne yazacağımı bile bilmeden yazıyorum. Sonra geride bıraktığım bu dünyanın kapılarını sisler arasından açıp, eskiyi düşünüyorum. Hayatımın ıssız bir kavşağındayım şimdi, geçmişimi
dinliyorum. Ve soğuk yüreğimle kendi duygularımı ve yaşadıklarımı yargılıyorum. Topu sana atmak, suçlayıp üzülmene neden olmak değil amacım. Sen dolaylı etkileşimdesin. Topu senden alalı çok oldu. Herşeyin bir gerekçesi vardır. Sen ısrarlı bir tavır koyamadıysan bu güne dek, olaylar bunu
gerektirmemiştir. Ya da sen bunu yapmadıysan, ben neden bunu yapışıp yakana istemedim senden. Ayhan dostluğumu kaybetmemek için gibi bir
gerekçe koydu senin adına, yanılıyor olabilir.

Sana bir gece veremedim. Doğru. Tam iki yıl verdim. Geride kalan zamanın tüm boşluklarını çıkar, bir yılın neticesini, insan, karşısında koskoca bir
'bilinmezlik' olarak bulursa ve hatta bu bilinmezliğe bile razı olacak derecede 'sen misin aradığım?' sorusuyla karşılaşırsa çok acı çekiyor. Çok acı
çekiyorum...

Az birlikte olmamıza gıcık olduk, basit görmedik birbirimizi ve belki çok hoşlandık, gündemde ideal biri olamayınca da bir aşk hikayesi yazmaya çalıştık. Belki...

İşte burada ikimizide sanık yapıyorum. 'Bunu çok istemedik demek ki' diyorum. Oysa sabredememeliydik. Derin acılar çekmeliyidik. Ayrılığımız çileden çıkarmalıydı bizi. Ama öyle olmadı...

Yalnızlık mı derdimiz?
Ne kadar tanıyoruz birbirimizi?
Bir yanımız hep eksik kalmalıydı. Kaldımı gerçekten?
Niye aramadık bu eksik parçamızı bunca zaman?
Neyi severim? Geceleri ne yaparım? Kimim? Doğrularım, isteklerim, acılarım, neyimi biliyorsun?
Neyini biliyorum? Özlemlerin, geçmişin, hayallerin, isteklerin, gururların, yalanların, içindekiler, neyini biliyorum?
Kimim senin için?
Neden alamasın bir başkası yerimi?
Ne verdim sana?
'Benim için asla kimse bunu yapmadı' dediğin neyi yaptım senin için?
'Buna doyulmaz' diyeceğin neleri yaşadın benimle?
Neyimi özledin günlerce?

Aşk namlusu kalbime doğrultmuş tetikte beklerken, ağlamaklıyım. Ama bebek değilim, çocuk değilim. İki damla gözyaşımı sımsıkı gözlerimi kapayarak
hapsedecek kadar yetişkinim...

Zamana ihtiyacımız var...

Ve üstelik gece...

Asla başka türlü olamayacağını düşünmeye başlayacağımız bir gün vermeliyiz kararımızı. Bu zamanda sen dünyanda gündüzleri kalabalıkların arasında günübirlik yaşantına, geceleri ise her işi bir kenara koyup
dosthanelerde sarhoş kahkahaların arasında anlamsız bir mutluluk içinde türküler söylemeye devam et. Ama hüzünlü türküler olmasın. 'Şimdi ne
olacak?' sorusunu önceleri umursama. Ve 'sonra ne olacak?' sorusu bir tokat gibi çarpmasın yüzüne. Aklına takılan diğer sorular hüzünlü bir melodi
gibi mırıldanıp durmasın yüreğinde. Nasıl üzüntü çekilmez bilemiyorum ama üzülüyorsan üzülmemeye çalış. Ve tutun hayata...

Doğum günü kartını yollayacağım ama hakkında yalnızca ukalalığını ve babasını çok sevdiğini bildiğin bir dostundan aldığını düşünerek oku. Varsa seni üzecek tek bir kelimem hiç aldırma.

Yazıtıma bilmem "yanıt ver" mi desem "yanıt verme" mi? Biraz düşündüm karar veremedim. Yalnızca yazdıklarımı oku, altından gizler çıkarmaya çalışma ne olur. Ve kendini, benim bazen zevk aldığım gibi, üzüntüye terk etme, iyi ortamlarda bulun.

Neler geçmedi ki...

Sevgilerimle...