Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Cinsel Yönelimin Gelişimi

Cinsel Yönelimin Gelişimi


Cinsel yönelim bireyde cinsel duygu, cinsel istek ve cinsel davranışların belli bir cinsiyete çekimidir. Bireylerin karşı cins veya cinsiyete, hem cins veya cinsiyete, her iki cinse veya birden fazla cinsiyete karşı romantik veya cinsel çekim hissetmeye yönlendiren kalıcı kişisel bir nitelik olan “cinsel yönelim” bireyde cinsel fantezi, duygu, istek ve davranışların belli bir cinsiyete çekimidir. Cinsel yönelim karşı cinse olduğunda “heteroseksüellik – heteroseksüel cinsel yönelim”, kendi cinsine dönük olduğunda “eşcinsellik – eşcinsel cinsel yönelim” yani “homoseksüellik”, her iki cinse dönük olduğunda “biseksüellik – biseksüel cinsel yönelim”, bir kişinin cinsel açıdan uyarılabilmesi için çocuklar, cansız nesneler, hayvanlar gibi alışılmadık nesneler, eylemler ya da durumları içeren tekrarlayıcı ve yoğun cinsel dürtü, fantezi ve davranışlara gereksinim duyması ile ortaya çıkan bozukluklardaki cinsel yönelime “sapkınlık - parafilik cinsel yönelim”, romantik veya cinsel çekim eksikliği olduğunda “aseksüellik” adı verilir. Saydığım bu farklı cinsel yönelimlerin varlığı, insan ruhunun ve cinselliğinin zenginliğini gösteren çok özel bir durumdur. Bu yönelimlerden parafilik cinsel yönelim ve aseksüellik hariç, hiçbiri diğerinden daha “doğal”, daha “sağlıklı”, daha “üstün”, daha “normal” değildir, her birinde bireylerin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşama sahip olması, dengeli ve olgun bir kişilik yapısı geliştirmesi, uyumlu ve tatmin edici kişilerarası ilişkilere sahip olması, sosyal ve mesleki işlev görmesi, cinsel ve duygusal derinlikli ilişkiler yaşayabilmesi mümkündür.

Cem KEÇE'ye Soru Sor

BİYOLOJİK CİNSİYET

(Cinsiyet Kimliği - Eşeysel Kimlik – Sexual Identity)

Kromozomları, dış genital organları, iç genital organları, hormonsal yapıyı ve ikincil seks özelliklerini içeren kişinin biyolojik cinsel özelliklerini oluşturan “biyolojik cinsiyet”, insanın biyolojik olarak dişi ya da erkek olmasını belirleyen temel genetik özelliklerini tanımlar. Biyolojik cinsiyetin ve cinsel kimliğinin ilk tohumları biyolojik olarak döllenme sürecinde atılır. Kişi doğduğu anda bedensel yani biyolojik cinsiyeti bellidir, bütün çocuklar “kadın - dişi” ya da “erkek – eril” cinsel organları ile doğarlar. Çok nadir olarak, hem kız hem erkek organına sahip olarak “hermafrodit” yani “çift cinsiyetli bir insan şeklinde” doğanlar olabilir.

CİNSEL KİMLİK

(Gender Identıty)

Bireyin kendisini erkek ya da kadın olarak biyolojik varlığının farkına varması ve kabul etmesi olan “cinsel kimlik”; cinsel davranışların “erkeksi” veya “kadınsı” psikolojik yönlerini yansıtır ve bireyin “kadınlık veya erkeklik algısı”dır. Ödipal dönem olarak bilinen 3-6 yaş döneminde hemen herkesin “Ben erkeğim” veya “Ben kızım veya kadınım” diye katı bir fikri vardır.

Bir çocuğun “kız” ya da “erkek” şeklinde biyolojik cinsiyetle doğması, cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur ama yeterli ve tek koşul değildir. Cinsel kimlik başta anne-baba olmak üzere aile üyeleri, öğretmenler ve yakın arkadaşlarla yaşanan sonsuz deneyimlerden köken alır. Bu nedenle bireylerin biyolojik cinsiyetleri ile cinsel kimliklerı çoğu zaman iç içe girmiştir ve birbirinin tamamlayıcısıdır. Ancak biyolojik faktörler eksiksiz gelişimini tamamlasa bile erkeklik ya da kadınlık hissinin gelişiminde bir sorun olabilir. Yani biyolojik cinsiyeti erkek olan bir çocuk, kendisini bir kadın gibi hissedebilir. Bu duruma “cinsel kimlik karmaşası” adı verilir. Bu süreçte çocuklara ve ailelerine psikolojik destek verilmezse ve biyolojik cinsiyetlerine göre davranılmazsa, cinsel kimlik karmaşası devam eder ve ileride “cinsel kimlik bozukluğu” olarak bilinen “transseksüalite”ye dönüşebilir. Ayrıca çocukluktaki cinsel kimlik karmaşası iyi tedavi edilmediğinde, yetişkinlikte sertleşme sorunu veya anorgazmi gibi cinsel işlev bozukluklarına neden olabilir ve “defolu erkek” veya “defolu kadın” algısı yaratbilir.

CİNSEL ROL

(Toplumsal Cinsiyet Rolleri - Gender Role)

Biyolojik faktörler belirli olmasına rağmen kişinin biyolojik cinsiyetine uygun rolü kazanmasındaki majör faktör öğrenmedir. Sosyal öğrenme kuramına göre cinsel rolleri öğrenme, ilk çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca süren bir süreçtir. Çocuklar kız veya erkek davranışları ödüllendirildiğinde, cezalandırıldığında ve erkeksi veya kadınsı cinsel davranış modellerini gözlemlediklerinde cinsel rollerini öğrenirler. Yani çocuk cinsiyetine uygun toplumsal cinsiyet rollerini ve cinsiyetiyle ilgili farklılıkları gözlem ve deneyimleri ile öğrenmektedir. Bu nedenle öğrenmeyle yaşanılan deneyimler, örnek almalar, özdeşimler ve bir dizi duygusal süreçler tarafından belirlenen ve öğrenilen cinsel davranışlar, hem cinsel yönelimle hem de cinsel kimlikle çok yakından ilişkilidir. Çocuğun cinsel yönelimin sağlıklı gelişmesi ve biyolojik cinsiyetine uygun cinsel kimlik kazanmasında anne babasıyle kurduğu sağlıklı özdeşimler çok önemlidir. Kız çocukla annesi, erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşimler de o kadar sağlıklı ve kolay olur.

Doğumda kurulmamış olan ve bireyin iç cinsel kimlik duygusunun gözlenen dış davranış yansıması olan “cinsel rol”, cinsel kimlikle ve cinsel yönelimle ilişkili olan ve bir anlamda onlardan kaynaklanan bir cinsel davranışlar sinsilesidir. Yani kişinin bir erkek veya kadın statüsüne sahip olmak üzere söylediği veya yaptığı bütün davranışlar toplumsal cinsiyet rollerinin gelişmesinde önemli bir yer tutar. John Money cinsel rol davranışını, kişinin bir oğlan veya erkek, kız veya kadın statüsüne sahip olmak üzere söylediği veya yaptığı bütün her şey olarak tanımlar. Bu nedenle cinsel rol, kadının ve erkeğin ne tür cinsel düşüncelere veya cinsel fantezilere dalacağını, ne tür cinsel davranışlarda bulunacağını ve sevişirken nasıl hissedeceğini belirleyen aile ve toplumsal çevre tarafından verilen ve yüklenen rollerdir.

Toplumsal ve kültürel farklılıklar cinslerin üsteleneceği rolleri de farklılaştırır. Uygun koşullarda, cinsel kimlik, cinsel yönelim ve cinsel rol uyumludur. Bir erkek kendini erkek olarak görür, kabul eder, vücudunu erkek olarak algılar, kadınlardan hoşlanır ve dışa vuran cinsel davranışlarında, toplumsal uyumunda erkeksi bir görünümü benimser ve erkeklere uygun toplumsal cinsiyet rollerini gerçekleştirir. Bir kadın ise kendini edişi olarak görür, kabul eder, vücudunu dişi bedeni olarak algılar, erkeklerden hoşlanır ve dışa vuran cinsel davranışlarında, toplumsal uyumunda kadınsı bir görünümü benimser ve kadınlara uygun toplumsal cinsiyet rollerini gerçekleştirir.

Çeşitli kültürlerde erkek ve kız çocukları için kalıplaşmış toplumsal farklılık inançları vardır. Bazı kültürlerde bir erkeğin mutfakta ya da banyoda herhangi bir ev işi yapması erkek cinsel rolleriyle bağdaşmazken, başka kültürlerde ev işlerinin paylaşılmaması bencillik ve olgunlaşmama belirtisi olarak görülebilir. Yine bazı kültürlerde kız çocukları daha uysal, daha söz dinleyen, daha güvensiz, daha yardıma ihtiyaç duyan, başarıya daha az önem veren, daha duygusal, ezbere ve tekrar dayalı işlerde daha yetenekli iken, yüksek bilgi işlem düzeyi ve yaratıcılık gerektiren işlerde daha başarısızdırlar. Erkek çocuklar ise, daha saldırgandırlar, başarıya da ha çok önem verirler, çevreden daha etkilenirler, bağımsız davranmaya meyillidirler, görsel ve matematiksel görevlerde daha başarılıdırlar.

Birçok araştırma kadınların cinsel ilişkinin en çok yakınlık veya partnerle bir olma duygusundan hoşlandıkları gösterilmiştir. Hite, kadınlara “Seks sırasında size en büyük zevki veren nedir?” sorusuna kadınlarda, “duygusal yakınlık”, “yumuşaklık”, “sevilen biriyle derin duyguların paylaşımı” yanıtlarını almıştır. Erkelerin ise “gösteri yapmaktan”, “kendilerini ispat etmekten” veya “başarmak için çevrelerini kontrol etmekten” hoşlandıkları bilinen bir gerçektir. Littewa, erkeğin cinsel öğrenme gelişiminde sürekli olarak 3 elementin görüldüğünü söyler: (1) Nesnelleştirme yani genç yaşlardan itibaren erkekler, kadınları seks objesi veya bireysel olmayan bir kategori olarak nesnelleştirme ve genelleştirmeyi öğrenirler. (2) Fiksasyon yani erkekler cinsel başlangıçlarının bir parçası olarak kadın anatomisinin “ayak”, “bacak”, “kalça”, “meme” gibi bazı bölümlerine odaklanmayı öğrenirler. (3) Fethetme yani erkekler kadını bir av gibi görüp onu elde etmeyi isterler, çünkü “eldeki kuş” ile “ağaçtaki kuş” ayrımı yapan erkekler, bir kadını bir “şey”e indirgemeyi başardığında ve cinsel doyuma ulaştığında elde etmiş olurlar. Kadınlar başka erkeklerin bakışlarını toplayarak, erkeklerde başka kadınlara bakarak bir nevi bir arı gibi çicek tozu toplarlar ve evde bal yaparlar. Bu nedenle kadınların ve erkeklerin cinsel sosyalizasyonları farklıdır ve mecazi olarak çiçek tozu toplayıp bal yapmaları dramatik olarak birçok boyutta ayrışır:

ERKEK / KADIN

“Kontrol” / “Teslimiyet”

“Genital sekse yani koite odaklaşma” / “Genelleşmiş tensel hazza ve sevişmeye odaklaşma”

“Nesnelleştirme, fiksasyon ve fethetme” /  “Aşk veya romantik bağlılık”

“Performans ve sonucu önemseme” /  “Hissetmek ve süreçten keyif almayı önemseme”

“Erotizm” /  “Romantizm”

“Arzulama” /  “Arzulanma”

“Eril enerji” /  “Dişi enerji”

CİNSEL YÖNELİM

(Cinsel Oryantasyon)

Cinsel yönelimin gelişmesinde “biyiolojik cinsiyet”, “cinsel kimlik”, “toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rolleri”, “cinsel davranışlar”, “cinsel yakınlık” gibi pek çok kavram, zaman zaman birbirleriyle karıştırılan ya da birbiri yerine kullanılan kavramlar olsa da cinsel yönelimin gelişmesindeki ana kavramlardır. Çünkü “cinsel yönelim” doğuştan gelen genetik bir durum değildir ve bireyin erkek ya da kadın fiziksel özelliklerine sahip olmasıyla, yani biyolojik cinsiyet özellikleriyle, kendisini erkek ya da kadın olarak kabul etmesiyle, yani cinsel kimlikle, toplumca kadın ya da erkeğe özgü olduğu kabul edilen davranış ve görünüme sahip olmasıyla, yani toplumsal cinsiyet rolleriyle ve çocuklukta yaşanılanlarla doğrudan ilişkilidir.

Dışarıdan gözlemlenerek anlaşılamayan cinsel yönelim, bireylerin karşı cins veya cinsiyete, hem cins veya cinsiyete, her iki cinse veya birden fazla cinsiyete karşı romantik veya cinsel çekim hissetmeye yönlendiren ve çoğu zaman kalıcı olan ama çok özel durumlarda değişebilen kişisel bir niteliktir. Aynı zamanda bu çekimler bireyin cinsel davranışlarıyla ilişkili kimlik hissi ve bu çekimleri paylaşan diğer kişilerden oluşan topluluğa olan yakınlığını da belirler.

“Cinsel seçim” veya “cinsel tercih” terimi cinsel yönelim ile büyük ölçüde örtüşür, fakat homoseksüel cinsel yöneli olan bir birey heteroseksüel bir yaşamı seçebilir, biseksüel cinsel yönelimi olan bir birey cinsel açıdan bir kadını bir erkeğe tercih edebilir. Bu açıdan bakıldığında cinsel seçim bilinçli ve gönüllü bir seçimi de akıllara getirmektedir. Bu nedenle cinsel yönelim ayrı, cinsel yaşamı seçmek ayrı kavramlardır. Cinsel yönelimin bir seçim veya bir tercih sonucu oluşamaz ama bireyler hayatlarının herhangi bir döneminde hangi cinsiyetten kişilerden hoşlanacaklarına, âşık olacaklarına, cinsel olarak uyarılacaklarına karar verebilirler, cinsel yaşam biçimlerini seçebilirler. Böyle bir karar süreci homoseksüel cinsel yönelim içinde olan ama bundan egodistonik olarak rahatsız olan veya cinsel yönelim karmaşası içindeki bireyler için söz konusudur. Çünkü cinsel yönelim seçilen değil, fark edilen, karşı karşıya kalının bir durumdur ama cinsel yaşamı seçmek bir tercihtir, bir insan hakkıdır. Ayrıca cinsel yaşam seçimi sadece cinsel etkinlikle ilgilidir, bir erkeğe heteroseksüel cinsel yaşamı seçmiş diyebilmek için bir kadınla cinsel birlikteliği olması gerekir ama bir erkeğin başka bir erkekle ilgili cinsel fantezileri olması ya da cinsel ya da duygusal yakınlık duymuş olması tek başına o kişiyi “eşcinsel yaşamı seçmiş bir kişi” veya “eşcinsel” yapmaz. Çünkü cinsel yönelim çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gereken ve kesitsel değil ama insan yaşamının geneliyle ilgili hangi cinsle cinsel davranışlarda bulunulduğuyla ve cinsel yaşam seçimiyle değerlendirilmesi gereken çok özel bir çekimdir.

Bir insanın neden belirli bir cinsel yönelim geliştirdiğine dair bilim adamları arasında bir görüş birliği henüz yoktur. Ancak cinsel yönelim gelişmesinde genetik etmenlerin ve ana rahmindeki gelişimin sürecinin bir yeri yoktur. Çünkü cinsel yönelimin erken çocukluk deneyimlerinden, ebeveynlerin yetiştirme tarzından, ebeveyn özelliklerinden, anne veya babasıyla ilişkisinden, kişinin geçmişinde cinsel istismara uğramasından, aile yapısından, kendi cinsi ve karşı cinsle ilişki denemelerinde olumlu veya olumsuz yaşadıklarından, yineleyen denemeler sonucu öğrenmiş olmasından ve bağımlılık özelliklerinden etkilendiğine işaret eden sağlam ve bilimsel olarak tartışma götürmez kanıtlar bulunmaktadır.

Son bilimsel veriler ışığında eşcinselliğin gelişiminde 4 alt evre vardır, bunlar; (1) “ergenlik biseksüalitesi”, (2) “murdar olmuş heteroseksüel cinsel yönelim”, (3) “egodistonik eşcinsel cinsel yönelime sahip olma” ve (4) “egosintonik eşcinsel cinsel yönelime sahip olma ve kendini eşcinsel olarak tanımlayıp eşcinsel yaşamı seçme”şeklinde sırlanabilir.

1- ERGENLİK BİSEKSÜALİTESİ

Eşcinsel cinsel yönelimin insan yaşamı içinde “çok özel durumlarda” zaman içinde değişkenlik gösterdiği bilinen bir gerçektir. Çünkü eşcinsel cinsel yönelim çok boyutludur ve bireyin cinselliğiyle seçimleri zaman içinde değişiklikler gösterebilir. Bu bağlamda cinsel yönelim değişmese de cinsel yönelimin bileşenleri olan cinsel düşünce ve fanteziler, cinsel istek, cinsel ilgi ve cinsel davranışlarla ilgili değişiklikler olması ve cinsel yaşam biçiminin değiştirilmesi mümkündür. Normalde beklenen çocukluk ve ergenlik döneminde bireylerin kendilerini heteroseksüel cinsel yönelime sahip kabul etmeleridir. Ancak bazen her şey yolunda gitmez ve ergenlikte eşcinsel cinsel yönelim ortaya çıkabilir. Bu nedenle kafa karışıklığının yaşandığı, çevrenin homofobik tepkileri ve olası reddinden kaynaklanan korku, kaygı, suçluluk ve utanç duygularının belirgin olduğu zor bir döneme girilir. Bilimsel olarak eşcinsel eğilimlerin olağan ve normal kabul edildiği ama normalde eşcinsel eğilimlerin bastırıldığı ergenlik döneminde, ergenlere psikolojik destek sağlanmalı ve cinsel yönelimlerinin sağlıklı gelişmesine destek olunmalıdır. Bu zor ve fırtınalı dönemde, kişisel gelişim ve çevre ile etkileşimin imkân verdiği ölçüde, gerektiğinde psikoterapistten yardım alınarak, ergen bütünlüklü ve sağlıklı cinsel yönelime sahip olabilir ve “bazı ergenlerde” doğru psikoterapi tekniklerinin uygulanması ile temelde var olan ama eşcinsel cinsel yönelim karmaşası yüzünden baskılanan heteroseksüel cinsel yönelim ön plana geçebilir ve zamanla sağlıklı bir şekilde gelişebilir. Ancak “bazı ergenlerde” de eşcinsel cinsel yönelimin değişimi mümkün olmaz. Bu süreçte psikoterapistin rolü ergeni zorla eşcinsel ya da heteroseksüel “yapmak” değildir, karşılaştığı güçlükleri anlamasını ve baş etmesini kolaylaştırmaktır, kendini olduğu gibi kabullenmesini sağlamaktır, homofobik ve heterofobik tepkilere karşı kendini savunma becerilerini akılcı şekillerde kullanmasına yardımcı olmaktır, yaşının gerektirdiği olağan becerileri edinmesini desteklemektir.

Ergenlik çağı genellikle cinsel duyguların kaotik bir şekilde yaşandığı ve cinsel kimliğin netleştirildiği bir dönemdir. Bu dönemde tutkulu arkadaşlıklar geliştirilebilir veya her iki cinsten hayran olunan kişilere karşı derin cinsel duygular beslenebilir ve eşcinsel cinsel yönelim konusunda kafa karışıklığı yaşanabilir. Bu nedenle ergenlik döneminde hemcinslerle çeşitli cinsel deneyimler yaşanabilir. Bu deneyimler normaldir, olağandır, kişinin kendi cinselliğini keşfetmesinin bir parçasıdır ve bu nedenle ergen hemen etikenlenmemelidir. Çünkü cinsellik konusuna “merak duymak” ve bazı şeyleri “denemek” ergenlik döneminde normaldir. Ergenlerin çoğu öpüşme, sürtünme, sarılma, sevişme veya bazen de elbiselerinin üzerinden birbirlerinin vücuduna dokunarak cinselliği keşfetmeye çalışırlar. Hatta birbirlerine mastürbasyon yapabilirler. Bu nedenle ergenlik dönemindeki cinsel yönelim karmaşasına “ergenlik biseksüalitesi” adı verilir ve ergenlik döneminin başlarında görülebilen, genç kızların ve delikanlıların kendi cinsleriyle kurdukları yakın ilişkileri içerir. Bu ilişkiler heteroseksüel sevgiye geçiş aşamasında yaşanan geçici eğilimler olduğu için ciddi bir sorun oluşturmayabilir. Ergenlerde sık rastlanan deneme amaçlı girişimler, genellikle geçicidir ve varsa evde ya da çevrede özellikle kendi cinsinden birinin daha fazla ilgilenmesi ve çocuğun hayatında kısıtlama yapılmaması önerilmeli ve çocuğu eğilim ya da yöneliminden utanç duyması ya da hasta gibi hissetmesi önlenmelidir. Çünkü eşcinsel duygular hisseden ve eşcinsel deneyimler yaşayan birçok ergen daha sonra heteroseksüel cinsel yaşamı seçmektedir.

Ergenlik döneminde biseksüel eğilimler kimlik gelişlmesinin önemli belirleyicilerinden biridir. Ergenlik döneminin başlangıcında etkinleşen, normal bir gelişim evresi olan biseksüalite aşılmadan cinsel kimliğin ve heteroseksüel ilişkilerin gelişmesi olanaksızdır. Biseksüel eğilimlerin işlenip aşılması kimlik gelişiminin bir parçası olup, ergenlik döneminde çözümlenmesi gereken başlıca sorunlardan biridir. Freud, biseksüel eğilimlerin cinsel kimliğin ve heteroseksüel ilişkilerin oluşumunda öncül bir etken olduğunu savunarak bunu organik, fizyolojik ve anatomik kökenlere dayandırmıştır. Ergenlerde homoseksüel eğilimler, homoseksüel olabileceği korku ve kaygıları düşünülenden çok daha yaygındır. Burada duygu, dürtü ve eğilimlerin henüz ayrışmamış olmasının rolü vardır. Bu kargaşa içinde ergenin yakınlık isteklerini, cinsel duygu ve gereksinimlerle karıştırması kolay olmaktadır. CİSED, yaptığı araştırmalar, çocukluk ve ergenlik çağında eşcinsel dürtü ve eğilimlerin çok sık yaşandığını ama zamanla geride suçluluk ve günahkârlık duyguları bırakarak yavaş yavaş söndüğünü göstermektedir. Bu tür deneyimler ergenler için genellikle bir sorun olmaz ve böyle bir durumda eşcinsel bir yaşamı seçmek söz konusu da değildir. Çünkü eşcinsel bir yaşamı seçmek için ergenin önce bir kimlik edinmesi ve daha sonra da yetişkinliğe geçmeyi beklemesi gerekir. Otto Fenichel’e göre ergenlerin aynı cinsten gruplar halinde toplanmayı yeğelemeleri bir olasılıkla sosyal etkenlere bağlıdır. Böylece ergenler karşı cinsin kışkırtıcı varlığından kaçındıkları gibi, aynı zamanda yalnız da kalmamış olurlar. Ancak kaçındıkları şey başlarına gelebilir ve cinsellikten sakınmak umuduyla kurulan arkadaşlıklar bazen eşcinsel yakınlaşmalara yol açabilir. Ergenler arasında ara sıra yıpalan eşcinsel cinsel oyunlar geçici olduğu sürece ve cinsel kimlikte saplanmalara yol açmadığı süre sağlıksız olarak değerlendirilmemelidir. Ancak eregenler hem yalnız olmaktan hem de karşı cinsin heyecan verici varlığından kurtulmak için eşcinsel toplulukları yeğleyebilirler, buna dikkat etmek gerekir.

Cinsel yönelimi konusunda kafası karışmış bir ergeni hemen etiketlemek yerine, doğru cinsel bilgileri aktarmak, sağlıklı özdeşimler kurmasına yardımcı olmak, ona zaman tanıyarak cinsel yönelim konusunu dikkatle irdelemesini sağlamak veya gerekirse bir psikoterapistten yardım almak doğru bir seçenek olacaktır. Ayrıca ergenlik biseksüalitesi ile başvuran ergenin gizliliğine saygı gösterilmeli, izin verilmesi durumunda aile görüşmesi yapılmalı, ailenin ergeni ya da kendini suçlaması önlenmelidir. Ergeni izole etmenin doğuracağı kötü sonuçları bilimsel bir biçimde anlatmalı, eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmelidir. Ergenle özgüven arttırıcı çalışmalar yapılmalı, AİDS ve diğer riskler konusunda eğitim verilmelidir. Çünkü gelecekte seçilecek eşcinsel bir yaşam birçok soruna ve çatışmaya yol açabilir. Ergenler gereksiz yere abartılmış cinsel korkular yüzünden içten içe rahatsız olabilir ve değişik şikâyetler geliştirebilirler. Bu nedenle gerçek cinsel işlev bozuklukların ve özellikle cinsel sapkınlıkların ne olduğunun ergenler tarafından iyi bilinmesi çok önemlidir. Ergen bildiği sorunlarla daha kolay başa çıkabilir.

Sonuç olarak ergenlik biseksüalitesi, “geçici eşcinsellik” olarak bilinir, aile desteği ve psikoterapi ile ergenlik dönemindeki eşcinsel yönelim karmaşası çözümlenebilir ve eşcinsel arzular büyük oranda bastırılır. Ama yüzde 10’luk bir grup ergen bunu başaramaz ve eşcinsel yönelim karmaşası eşcinsel yönelime doğru evrilir. Bu dönemde ergenler dürtüsel davranırlar, eşcinsel cinsel davranışlarda bulunurlar.

2MURDAR OLMUŞ HETEROSEKSÜEL CİNSEL YÖNELİM

Halk diline daha çok “kirli ve pis” anlamlarında kullanılan “murdar” kelimesi, “murdar oldu” söz kalıbı içinde “yalan oldu” veya “yazık oldu” gibi manalarda da kullanılabilir. Murdar olmuş heteroseksüel cinsel yönelime sahip kişiler, sanki geçmişte yaşadıkları eşcinsel yakınlaşmalardan dolayı heteroseksüel cinsel yönelmlerinin murdar olduğunu düşünürler ve çeşitli ruhsal, cinsel ve ilişkisel sorunlar yaşarlar. Çocuklukta ve ergenlikte “öpüşme”, “sevişme”, “sürtünme”, “karşılıklı mastürbasyon yapma”, “anal seksi deneme” gibi eşcinsel cinsel davranışlar bulunmuş ve eşcinsel deneyimler yaşamış olan bu kişiler, “yetişkin”dirler, “heteroseksüel cinsel yönelime sahip”tirler, ve “heteroseksüel cinsel yaşamı seçmiş”lerdir. Geçmişte yaşadıkları için utanç, aşağılık duygusu, suçluluk ve günahkarlık gibi duygulara sahiptirler ve bu nedenle de kontrolcü olma, obsesif davranışlarda bulunma ve yakınlık korkusunun dışa vurumu olan uzak durma davranışları sergilemektedirler. Heteroseksüel cinsel yaşamlarında partnerleryle ereksiyon sorunları, erken boşalma ve cinsel isteksizlik gibi cinsel işlev bozuklukları yaşarlar, hiperseksüel eylemlerde bulunma, partnerden anal seks talep etme, sürekli lezbiyen ve anal seks pornoları izleme gibi sıra dışı cinsel davranışlarda bulunurlar, panik atak, sosyal fobi anksiyete sorunları yaşarlar, hatta bazen aseksüel cinsel yaşamı bile seçebilirler.

3- EGODİSTONİK EŞCİNSEL CİNSEL YÖNELİME SAHİP OLMA

Egodistonik (ego-dystonic) yani ego’ya uyumsuz eşcinsel cinsel yönelim söz konusudur. “Yetişkin” olan bu bireyler eşcinsel tutum, eğilim, davranış, fantezi ve dü­şüncelerini kabul edilebilir bulmamaktadırlar, acı çekmektedirler, bunaltı duymaktadırlar. Bu bireylerin yadsıyamayacakları eşcinsel cinsel yönelimleri olsa da eşcinsel kültürün işaret ettiği eşcinsel yaşama biçimini ve değerleri benimsememektedirler. Bu yüzden de değer yargıları ve inançları ile eşcinsel cinsel yönelimleri arasında derin bir çatışma yaşarlar. Bu tür kişilerin kişilik gelişim öyküleri homoerotik arzularla yüklü olmasına rağmen, bu duygulara boyun eğmek yerine heteroseksüel cinsel yaşamı seçmişlerdir ve eşcinsel cinsel yönelimlerinin üstesinden gelmeyi hedeflemektedirler. Kendi değerler sistemi ile eşcinsel cin­sel yönelimi arasında bir bölünme yaşayan bu bireyler, temelde yaşamın heteroseksüel örüntüsü ile özdeşim kurmuşlardır. Ayrıca kişisel gelişimlerinin, hemcinslerine olan cinsel eğilimleri yüzünden derinden derine engellendiğini hissetmektedirler. Çünkü bu bireylere göre eşcinsel bir yaşam tarzını benimsemek bir yalanı yaşamak gibidir. Eşcinsel cinsel yaşamı son derece acı veren, karmaşa yaratan ve yaşamı zorlaştıran yıkıcı bir güç olarak gören bu bireyler; gerçek anlamda huzur bulmayı, sürekli ve belirgin olarak yaşadıkları eşcinsel cinsel yönelimlerinden kurtulmayı ve tedavi olmayı istemektedirler.

4- EGOSİNTONİK EŞCİNSEL CİNSEL YÖNELİME SAHİP OLMA VE KENDİNİ EŞCİNSEL OLARAK TANIMLAYIP EŞCİNSEL YAŞAMI SEÇME

Eşcinsel cinsel yaşamı seçmiş olan bu bireylerde, egosintonik (ego-syntonic) yani ego uyumlu eşcinsel cinsel yönelim söz konusudur. “Yetişkin” olan bu bireyler eşcinsel tutum, eğilim, davranış, fantezi ve dü­şüncelerini kabul edilebilir bulmaktadırlar, eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çekmeyen, bunaltı duymayan ve kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinsel cinsel yaşama uyum sağlamış kişilerdir. Kendini “eşcinsel” olarak tanımlayıp eşcinsel yaşamı seçen bu bireyler ailesinin veya toplumun baskısıyla tedaviye zorlandıklarında intihar girişiminde bulunma potansiyeli taşırlar. İntihar girişimi için risk faktörleri arasında;

—cinsel yönelimini gizli tutma,

—içselleştirilmiş homofobi,

—eşcinselliğe yönelik olum­suz tutum ve önyargılar,

—açılma (coming out) sürecinde aile ve arkadaşlar tarafından destek görmeme,

—akademik başarısızlık ve fiziksel hastalığa sahip olma,

—eşcinsel durumunu gizlemek amacıyla sağlık ku­ruluşlarına yeterince başvurmama, gibi durumlar sayılabilir. Ancak intihar girişimine zemin hazırlayan en önemli faktör bireyin içselleşti­rilmiş homofobisidir.

Kendilerini “gey” veya “lezbiyen” olarak tanımlanabilen bu bireylerin çağa özgü bir sosyo-politik kimlik ve yaşam tarzları vardır.Ama “eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları”, “aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yarattığı zorluklar”, “eşcinsel ilişkilerdeki cinsel güçlükler” ve “tplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar” nedeniyle çoğu zaman sikoterapi arayışında olurlar..

“Queer”, heteroseksüel olmayan ve azınlıkta kalan cinsiyet ve cinsel yönelimlerin hepsini içine alan bir şemsiye terimdir. Homoseksüel cinsel yönelime sahip olan, homoseksüel cinsel yaşamı seçen ve homoseksüel ilişkiler yaşayan yetişkin erkeğe “gey”, kadına “lezbiyen” denir. Aslen “neşeli, umursamaz, canlı, renkli, gösterişli” anlamlarına gelen gey terimi ilk olarak 1960'lı yıllardan itibaren erkek eşcinseller tarafından kendilerini tanımlamak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bazı kaynaklarda “gey”, “eşcinsel” anlamında kullanılan bir terimdir ama genellikle erkek eşcinselleri belirtmek üzere kullanılan bu terim, aynı zamanda eşcinsel kadınları tanımlamak için de kullanılmaktadır. Ama son yıllarda kadın eşcinsel anlamına gelen lezbiyen kelimesi ön plana çıkmıştır.

CİNSEL YÖNELİMİN ÖLÇÜLMESİ

Toplumsal değer yargıları ve eşcinselliğin tabulaştırılması cinsel yönelimin bilimsel yöntemlerle ölçülmesini zorlaştırmıştır ve bence de böyle bir ölçüme gerek yoktur. Ancak geçmişte seks araştırmacısı Alfred Kinsey, “Erkekte Cinsel Davranış” adlı eserinde; “Erkekler eşcinsel ve heterosekseül diye birbirinden tümüyle ayrı iki topluluk göstermez. Dünya koyunlar ve keçiler diye ikiye ayrılmıyor. Taksonominin temelleri ile uyumlu olarak doğa, birbirinden tümüyle ayrı kategoriler ile pek seyrek karşılaşıyor... Yaşam her yönü ile bir süreklilik gösteriyor. Yalnızca eşcinsel ve heteroseksüel vaka öyküleri arasındaki bu süreklilik gösteren derecelenmenin varlığını vurgularken, her öykünün oranlı eşcinsel ve heteroseksüel içeriklerini göz önüne alan ölçülü bir cetvel yöntemi geliştirmenin uygun olacağını düşünüdük. 7 bölümlü bir ölçek karşılaşılan değişik değerleri temsil etmeye daha yatkındır” diyerek cinsel yönelimi ölçmeye çalışmıştır. “Kinsey cetveli” adı verilen cetvelerkeklerde cinsel eğilimi 0'dan (yalnızca heteroseksüel) 6'ya (yalnızca eşcinsel) kadar ölçer. Ek bir kategori olan X ise ne erkek ne de kadınlara ilgi duymayanlara ayrılmıştır.

Kinsey cetveli

0- Tümüyle heteroseksüel

1- Ağırlıklı olarak heteroseksüel, yalnızca zaman zaman eşcinsel

2- Ağırlıklı olarak heteroseksüel ama “zaman zaman”dan daha sık eşcinsel

3- Eşit derecede eşcinsel ve heteroseksüel

4- Ağırlıklı olarak eşcinsel, ama “zaman zaman”dan daha sık heteroseksüel

5- Ağırlıklı olarak eşcinsel, yalnızca zaman zaman heteroseksüel

6- Tümüyle eşcinsel

X- Aseksüel


Etiketler


Yorumlar