Cem KEÇE - ANKARA
Cem KEÇE - İSTANBUL

Sağır Sultanlar

Sağır Sultanlar


Yıllardır “Huzurlu insan, sağlıklı cinsellik, mutlu bir evlilik ve aile yaşantısı için” sloganıyla değerli halkımıza yardımcı olmaya ve psikoloji biliminin ışığıyla yol göstermeye çalışıyorum. Aile, evlilik, ilişkiler, psikolojik sorunlar ve cinsellikle ilgili kafalara takılan sorulara bilimsel yanıtlar vermek için azami çaba gösterdim, insani açıdan önemli bir yere sahip olan ruhsal sorunların doğru bir şekilde algılanması için yıllardır yoğun faaliyetler yürütmeye gayret ettim. “Buğdaylar sevilir; çünkü onlar alçak gönüllüdür. Bu nedenle, büyüyüp olgunlaştıklarında yani içleri dolup ağırlaştıkları zaman başlarını yere eğerler. İnsan da böyle olmalı” diyorum. Ancak bazı doktorlar, “Bir doktorun öncelikli görevi, bilgilendirerek hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır!” ilkesinden bihaber olarak, geçmişte doktorluk mesleğim çerçevesinde yaptıklarımdan rahatsızlık duydular, meslek uygulamaları sırasında “etik kurallara uyulması”, “iftira atılmaması” ve “insan onurunu gözetmesi” gibi bir doktorun öncelikli ödevlerini unuttular ve asılsız iftiralarla beni yıpratmaya çalıştılar.

Cem KEÇE'ye Soru Sor

EŞCİNSELLİK KADER DEĞİLDİR

Eşcinsellik, biseksüellik ve heteroseksüellik gibi insanda tanımlanan cinsel yönelimlerden biridir. Hem uluslararası hem de ulusal ruh sağlığı örgütlerince eşcinsel cinsel yönlime sahip olmak ve eşcinsel cinsel yaşamı seçmek heteroseksüel cinsel yönelime sahip olmak ve heteroseksüel cinsel yaşamı seçmek gibi sağlıklı bir durum olarak kabul edilmektedir. Çünkü cinsel yönelim, bireylerin seçimleriyle oluşan bir durum değildir. Cinsel yönelim kişinin hangi cinsiyete yönelik cinsel ve duygusal çekim duyduğuyla ilgili çok özel bir özelliktir. Eşcinsel cinsel yönelim, cinsel çekimin kişinin kendi cinsiyetinden olan kişilere yönelik olmasıdır. Örneğin, bir erkeğin cinsel olarak diğer erkeklere ilgi duyması, onlarla birlikte olmayı arzulaması, cinsel fantezilerinin bununla ilgili olması, bu yönde cinsel birliktelikler kurması, erkekleri sevip âşık olması, duygusal birlikteliklerini erkeklerle yaşaması eşcinsel cinsel yönelime sahip olduğu anlamına gelir ve eşcinsel cinsel yönelim, cinsel gelişim sürecinde çoğunlukla ergenlikte birey tarafından fark edilir. Bu nedenle eşcinsellik kader değildir, “eşcinsel cinsel yönelim” bir seçim veya tercih değildir, kişinin iradesinden bağımsızdır ama “eşcinsel bir yaşam sürmek” bir seçimdir, bir tercihtir. Çünkü eşcinsel cinsel yönelimi olduğu halde heteroseksüel bir cinsel yaşamı tercih eden birçok birey bulunmaktadır. Ayrıca eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler genellikle heteroseksüel cinsel yaşamı seçen bireylerden ve toplumsal çevrelerden kabul görme ve toplumsal baskılardan mümkün olduğunca kaçınma amacıyla heteroseksüel cinsel davranışlar sergilemektedir. Bu, evlilik dâhil olmak üzere çeşitli heteroseksüel cinsel ilişkileri içerebilir. Genellikle evli veya uzun süreli heteroseksüel bir cinsel ilişkinin içerisinde olan; cinsel yönelimini, ayrımcılıktan ve reddedilmekten korunmak amacıyla saklayan eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylere “down low” denilmektedir. Ancak “kişinin kendisini eşcinsel cinsel yaşamı seçen bir birey olarak tanımlaması” için eşcinsel cinsel yönelime sahip olması, eşcinsel cinsel yönelimiyle eşcinsel bir cinsel yaşamı seçmesi ve kendini “gey” veya “lezbiyen” olarak tanımlayarak eşcinsel cinsel yaşam kültürünün bir parçası olması gereklidir.

CİNSEL YAŞAM SEÇİMİ

Eşcinsel cinsel yönelimin nasıl geliştiği tam olarak bilinmemekle birlikte, çocukluk döneminde duygusal ve fiziksel şiddete maruz kalma, tacize ve tecavüze uğrama, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü deneyimler, ciddi aile sorunları içinde büyüme, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya baba figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olunması, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar gibi nedenlerle geliştiği düşünülmektedir. Yani eşcinsel cinsel yönelim zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşur. Bu nedenle eşcinsel cinsel yönelimin genetik ve doğum öncesi süreçlerde oluştuğu doğru değildir. Ancak anne ve baba tutumlarıyla herhangi bir kişi cinsel yönelimler arasında “iradesini kullanarak bilinçli bir seçim” yapamaz. “Cinsel yaşam seçimi”, kişinin cinsel yönelimini nasıl ve ne kadar davranışlarına ve hayatının geneline yansıtacağı, yönelimini başkaları ile ne ölçüde paylaşacağı ile ilgili “bilinçli bir seçim” olabilir. Bireyin eşcinsel bir cinsel yaşamı seçmesi, kendi başına kişiyi sıkıntıya sokmayan, kişisel, sosyal ve mesleki işlevselliğini bozmayan bir durumdur, bir insan hakkıdır. Ancak toplumun eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyleri yadırgayan, ötekileştiren, hor gören, dışlayan tutumlarının eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler üzerindeki etkileri, onların ruhsal ve ilişkisel sorunlar yaşamalarına ve psikoterapiste başvurmalarına neden olmaktadır. Ayrıca bireyin eşcinsel cinsel yöneliminin farkına varmasıyla başlayan kendini tanıma, kabullenme, çevresindekilerle paylaşma, sosyalleşme sürecinde birçok eşcinsel cinsel yaşamı seçen birey psikoterapistlerden yardım alma gereği duyabilir. Çünkü kişinin cinsel yönelimini uygun gördüğü kişilere, “kendi özgür iradesiyle” beyan etmesi anlamına gelen “coming out” (dolaptan, saklandığı yerden çıkmak) yani kendini tanıma ve açma süreci, bireyin kendi içselleştirilmiş homofobisi ve içinde yaşadığı toplumun eşcinsellikle ilgili olumsuz tutum ve yargılarıyla yoğun bir şekilde karşılaştığı, kendisini yalnız, dışlanmış ve çaresiz hissedebileceği bir dönemdir. Bu süreçte yaşanılan karmaşaya bağlı olarak ortaya çıkabilen depresyon, anksiyete bozuklukları, davranış sorunları, intihar düşünce ve girişimleri, alkol ve madde kullanımı gibi birçok konuda psikoterapistlerce etkin ruhsal tedaviler uygulanabilmektedir.

REHBERİM BİLİMSEL VERİLERDİR

Dün olduğu gibi bugün de eşcinsellik tartışmaları ile ilgili düşüncelerimi bilimsel gerçekler ışığında kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. Eşcinsel cinsel yönelim; biseksüel ve heteroseksüel cinsel yönelim gibi insanda tanımlanan cinsel yönelimlerden biridir. Her şeyden önce eşcinsel cinsel yönelime sahip olmak ve eşcinsel cinsel yaşamı seçmek bir sapkınlık değildir. Cinsel yönelim bireylerin seçimleriyle oluşan bir durum değildir. Bu nedenle eşcinsel cinsel yönelime sahip olmak bir cinsel seçim olmayıp kişinin iradesinden bağımsızdır. Eşcinsel cinsel yönelim çoğu zaman çocukluk travmalarından ve hatalı ebeveyn tutumlarından kaynaklanır ve cinsel gelişim sürecinde çoğunlukla çocuklukta ve ergenlikte birey tarafından fark edilir. Ancak eşcinsel cinsel yaşamı seçmek ve eşcinsel cinsel yaşam kültürünün bir parçası olmak kişinin özgür iradesiyle yaptığı bir seçimdir, bir tercihtir. Bununla birlikte ülkemizde eşcinsellik ile ilgili olumsuz yargılar ve yanlış cinsel inanışlar bulunmaktadır. Olumsuz yargılar sonucunda toplumumuzda ötekileştirme aracı olarak kullanılmakta ve eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler bu seçimleri nedeniyle ayrımcılığa ve şiddete uğramaktadır. Ancak halen birçok gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkede eşcinsel cinsel yaşamı seçmek ve yaşamak bir sapkınlık olarak kabul edilmektedir ve eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler ağır sosyal ve hukuki baskılara maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle bilimsel açıdan yetkin olmayan kişilerin, kurumların ve kuruluşların bilimsel olmayan açıklamalarda bulunmaları kamuoyunun yanlış bilgilenmesine neden olmaktadır.

EŞCİNSELLER TEDAVİYE VE HETEROSEKSÜEL OLMAYA ZORLANAMAZ

“302.9 Başka Türlü Adlandırılamayan Cinsel Bozukluk” başlığı altında, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders - DSM-IV)’de, “eşcinsel cinsel yöneliminden rahatsız olanlar” için üstü kapalı olarak bir “bozukluk” tanımlaması yapılmıştır. Bu kategori herhangi özgül bir cinsel bozukluk için tanı ölçütlerini karşılamayan, ne bir cinsel işlev bozukluğu, ne de bir parafili (cinsel sapkınlık) olmayan cinsel bir bozukluğu kodlamak içindir. Örnekleri arasında “cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyma” şeklinde bir başlık bulunmaktadır. Ancak bu başlık yenilenen ve güncellenen DSM-V’te çıkartılmıştır. Ayrıca bir başka uluslararası tanı sistemi olan ICD–10 (International Classification of Diseases)’da eşcinsellik; F66 kodu ile “cinsel gelişim ve oryantasyon bağlantılı psikolojik ve davranışsal bozukluklar” adı altında ele alınmıştır ve burada “sadece cinsel yönelim bir bozukluk olarak kabul edilmemelidir” ibaresi vardır. Homoseksüalite, heteroseksüalite ya da biseksüalite cinsel gelişme ve yönelimdeki kişi için sorunlu olabilecek farklılıkları belirtmek için kullanılmıştır. Ancak cinsel olgunlaşma bozukluğu, benliğe yabancı cinsel yönelim ve cinsel ilişki bozukluğu gibi durumların eşcinselliğe eşlik etmesi için, kişinin eşcinsel cinsel yönelimi veya eşcinsel cinsel yaşamı seçmeyi bir sorun haline getirmesi gerekmektedir. F66.1 kodu “egodistonik” cinsel yönelimi tanımlamak için kullanılmıştır. Yani ICD-10’na bakıldığında eşcinsel cinsel yönelimin kişi için bazen ruhsal bir sorun haline gelebileceği görülecektir. Bu nedenlerle cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyan, inançlarıyla cinsel yönelimi arasında sıkışıp kalan, psikolojik destek arayışında bulunan ve bu desteği alamadığında intihar etmeyi düşünen eşcinsel cinsel yönelime sahip ama heteroseksüel bir cinsel yaşamı seçmek isteyen bireylerin psikolojik destek arayışında olduğunu bilinen bir geçektir. Çünkü Dünya Cinsel Sağlık Birliği (WAS) genel kurulu 26 Ağustos 1999 tarihinde Hong Kong'da yapılan 14. Dünya Seksoloji Kongresi'nde evrensel cinsel haklar deklarasyonunu kabul ve ilan etmiştir. “Cinsel Haklar” Deklarasyonuna göre cinsellik, her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cinsel haklar ve tedavi olma hakkı, bütün insanlar için özgürlük, insanlık onuru ve eşitlik gibi temel haklara dayalı evrensel insan haklarındandır. Sağlık temel insan haklarından biri olduğuna göre, cinsel sağlık ve cinsel tedavi alma hakkı da temel bir insan hakkıdır. Bireylerin ve toplumların cinsel sağlıklarının gelişmesi için cinsel haklar tüm toplumlar tarafından tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve savunulmalıdır. Cinsel sağlık, bu cinsel hakların tanındığı, saygıyla karşılandığı ve uygulanabildiği ortamlarda mümkündür. Cinsel ve ruhsal sağlık hizmetleri, tüm cinsel kaygı, sorun ve bozuklukların önlenmesi ve tedavisi için herkese sağlanmış olmalıdır. Bu nedenle her ne konuda olursa olsun “psikolojik destek veta psikoterapi alma hakkı” evrensel bir insan hakları, özgürlük ve demokrasi meselesidir. Başta Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (PSİKODER), Amerikan Psikoloji Derneği (American Psychological Association - APA), Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association), Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization - WHO), Dünya Cinsel Sağlık Birliği (World Association for Sexual Health - WAS), Avrupa Seksoloji Federasyonu (European Federation of Sexology) ve Almanya Sosyal Bilimsel Seks Araştırmaları Derneği (Gerrman Societyfor Social Scientific Sexuality Research) olmak üzere tüm ulusal ve uluslararası kuruluşların eşcinsellikle ilgili görüşlerini anlamak durumundayız.

ŞİDDET İNSANLIK AYIBIDIR

Demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi ile eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler çeşitli haklara kavuşmuşlardır. Ancak halen birçok ülkede eşcinsel cinsel yaşamı seçmek gayri ahlaki bir seçim olarak kabul edilmekte, eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler ağır sosyal ve hukuki baskılara maruz kalmaktadırlar. Cinsel yaşam seçimlerini toplum normlarında yaşayan eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylerin dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları ve yalnızlığa mahkûm edilmeleri çok yanlış bir davranıştır. Şiddet her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır. Bu açıdan eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylerin yaşadığı şiddet ve ayrımcılıkla mücadele, insan hakları ve demokrasinin gelişimi açısından özel bir öneme sahiptir. Bu nedenle eşcinsellik ile ilgili şiddet içeren yanlış uygulamaların, toplumda oluşan olumsuz değer yargılarının, yanlış ve yanlı bilgilerin, insan hakları ihlallerinin ve ayrımcılığın karşısında olunmalıdır.

ÖZEL YAŞAMA SAYGI GÖSTERİLMELİDİR

Eşcinsellikle ilgili yanlış inanışların yani cinsel mitlerin çok yaygın olması, bu konu hakkındaki bilgisizliğin bir göstergesidir. İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri ve cinsel yönelimleri yaşamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilememelidir. Heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel cinsel yönelime sahip kadın ya da erkek; herkes nevi şahsına münhasır bir insandır. Kişilerin cinsel yaşam seçimleri ve cinsel davranışları, yalnızca kendilerini ve cinsel eşlerini ilgilendiren çok özel bir yaşam alanıdır ve böyle kalmalıdır; topluma bu konuda dayatma yapılmamalıdır. Özel yaşam, kimsenin karışamayacağı ve baskı uygulanamayacak bir insanlık hakkıdır. Bununla birlikte birçok toplumda eşcinsellik ile ilgili olumsuz yargılar ve yanlış cinsel inanışlar bulunmaktadır. Olumsuz yargılar toplumda ötekileştirme aracı olarak kullanılmakta, çok yanlış bir şekilde eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireyler cinsel yönelimleri nedeniyle ayrımcılığa ve şiddete uğramakta. Dün olduğu gibi bugün de eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylere uygulanan ayrımcılığın ve şiddetin karşısında olmalıyız.

HAKSIZ VE YERSİZ SUÇLAMALAR

Geçmişte uzun yıllar severek doktorluk mesleğimi icra ettim. Ancak şimdi “doktor, hasta, hastalık ve tedavi” kelimeleriyle “psikoterapist, danışan, ruhsal sıkıntı ve psikoterapi” kelimeleri meslek hayatımda yer değiştirdi. Artık bir psikoterapist olarak çalışıyorum. Geçmişte, doktor olarak kullandığım dil ve olaya yaklaşım şeklim nedeniyle hem eşcinsel cinsel yaşamı seçmiş dostlarımdan hem eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylerden hem de meslektaşlarımdan eleştiri aldım. Çünkü ben geçmişte mesleğini icra eden bir doktordum, bana başvuranlarda bu durumda hastaydı, yaptığım iş bir tedaviydi ve hastalrımın şikâyetleri de bir hastalıktı… Bu eleştirilerin birçoğuna şu an psikoterapist olarak katılıyorum ve geriye dönüp baktığımda bazı konularda yanlış anlaşılabileceğimi görüyorum. Ve defalarca bu konudaki eleştirileri artık yersiz kılacak, geride bırakacak açıklamalarda ve özeleştirilerde bulundum. Buna rağmen doktorluk mesleğinin etik ve ahlaki değerleri doğrultusunda değerli halkımızı bilgilendirme amacıyla yaptığım, bilimsel verilere dayanan, güncel olaylara yönelik açıklamalarım ve geçmişteki sözlerim referans gösterilerek, benim “sağır sultanlar” adını verdiğim bazı kişi, kurum ve kuruluşlar, organize bir şekilde, yıllardır şahsıma yönelik haksız ve yersiz bir karalama ve çamur atma faaliyetlerini hala yürütüyorlar. Ancak her türlü etik ve ahlaki değerler göz ardı edilerek yapılan karalama çalışmaları ve açıklamalar, yukarıda saydığım gerekçeler nedeniyle kesinlikle doğru değildir ve gerçeği yansıtmamaktadır.

HASET VE KISKANÇLIK YIKICIDIR

Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığım yazılar, yirmiden fazla yazdığım kitaplar ve sosyal faaliyetlerim bazı kişi ve kurumları rahatsız ediyor, bu nedenle haset ve kıskançlık duygularıyla beni her fırsatta aslı astarı olmayan iftiralarla şikâyet etmeye yelteniyorlar. Özellikle bazı kişiler, bulundukları makam ve mevkileri ve üyesi oldukları dernekleri kullanarak bana karşı kin ve öfkelerini her fırsatta kusmayı, son 18 yıldır şahsımı asılsız iddialar ile çeşitli kamu kuruluşlarına şikâyet etmeyi, şahsımı şikâyetlerle sindirme ve susturma girişimde bulunmayı ilke edinmiş gibi davranıyorlar. Bu tür haksızlıkların karşısında hep sustum, onların seviyesine inmedim ve üreterek, yazarak, daha çok çalışarak kendi seviyemden yanıt vermeye çalıştım. “Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk sabukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır!” özdeyişini hatırlayarak sabırlı oldum. Çünkü seviyesizlerin ve hasetlenenlerin nefretinin asıl nedeni; olmak istedikleri halde asla hasetlendikleri kişi gibi olamayacaklarını bilmeleridir. Aslında haset kişiler kendi yetersizliklerini ve aşağılık duygularını görmek yerine kıskandıkları kişide kendi kusurlarını görürler. Tıpkı Mevlana’nın sözündeki gibi, “Karşındakinde gördüğün suç, sendeki suçun cinsindendir. Önce o huyu kendi tabiatından atman gerek. Sendeki çirkin huy, sana onda göründü.” Kişi içinde olup da kabul edemediği ya da aşamadığı bazı kusurları başkalarında çok kolay fark eder. Sonuç olarak; “Bir işi bilen yapar, az bilen akıl verir, bilmeyen eleştirir, yapamayan çamur atar” sözünü rehber edindim. Ancak yukarıdaki düşüncelerimi daha önce defalarca kamuoyu ile paylaşmama rağmen, şahsımı eşcinsel cinsel yaşamı seçen bireylerin düşmanı, bilimsel verilerin dışında hareket eden veya homofobik gibi göstermeye çalışan, bu şekilde mesleki kişiliğime hakaret eden kişiler, kuruluşlar, kurumlar ve hakaret içeren yazıları yayınlayan medya kuruluşları oldu, olmaya devam ediyor. Ama ben yine Mevlana'yı hatırlıyorum ve “Suskunluğum asaletimdendir her lafa verecek cevabım var lakin bir lafa bakarım laf mı diye, birde söyleyene bakarım adam mı diye!” diyorum. Bu nedenle şahsıma yönelik çıkan asılsız yazıların, sözlerin ve haberlerin dikkate alınmamasını kamuoyundan saygıyla rica ediyorum.


Etiketler


Yorumlar