Siz Hâlâ Annenizin Öğrettiği Cinselliği mi Yaşıyorsunuz?

Siz Hâlâ Annenizin Öğrettiği Cinselliği mi Yaşıyorsunuz?


Artık cinselliğin eskisinden daha çok konuşulmaya başlandığı daha özgür yaşandığı düşünülse de yaşamdaki yansıması hâlâ "ayıp, yasak, günah" üçgeninde sıkışıp kalmış durumdadır. İlişkileri çıkmaza girdiği için evlilik ya da çift terapisine başvuran çiftlerin çoğunun sorunların çözümü genellikle cinsellik konusunda düğümlenir. Çünkü cinsellik kadın-erkek ilişkisinin üzerine inşa edildiği temellerden biridir ve bu temelde oluşacak herhangi bir sorun ilişkinin sarsılmasına dolaysıyla da başka konularda da sorunların yaşanmasına neden olur. Ne var ki cinsellikle ilgili sorunlar genellikle konuşulmaktan çekinildiği için çözüme kavuşturulamaz. "Seks", telaffuz edilmesinden kaçınılan "yasaklı" bir sözcüktür. Oysa seksi yaşamak da konuşmak da doğal ve insani bir ihtiyaçtır. Seks konuşulmadığı ve sır gibi gizli tutulduğu için en çok hurafenin, yani doğru sanılan yanlışın kulaktan kulağa fısıldandığı konulardan biridir.

Cem KEÇE'ye Soru Sor

CİNSELLİĞİN KUTSAL BİR YANI YOKTUR

Cinselliğin bilinmezliklerle dolu olduğu çok eski zamanlarda ahlaki, dini ve toplumsal normlarla üzerine örtülen sır perdesi bilimsel çalışmalarla çoktan kaldırılmış olsa da, pek çok kişinin hayatında cinselliği örten, gizleyen, hatta kutsayan bu sır perdesi yerli yerinde durur. Çünkü bu kişiler annelerinin tabu olarak öğrettiği cinselliği yaşamaya koşullanmış kişilerdir. Oysa cinsellik, kutsal, yüce, sorgulanmaz bir olgu değil, “öğrenilen, hissedilen, keyif alınan, basit, olağan, doğal bir insani ihtiyaç”tır. Ne abartılacak derecede yüce ne de basite indirgenecek derecede kabadır. Cinsellik içinde suç, ceza, günah, ayıp, ağrı, acı, korku barındırmaz. Cinsellik, kadın-erkek ilişkisinde haz, şehvet, mutluluk, doyum, güven, yakınlık ve sevginin ifadesidir ve en genel anlamıyla varoluşun kaynağıdır. Ancak hayatın başlangıcını ve sürekliliğini sağlayan bu ihtiyaç yalnızca insanın neslini sürdürmek için yaptığı bir eylem değildir. Cinsellik kişinin “mutlu olmak ve mutlu etmek” için içinde var olan yaşam enerjisinin dışavurumuyla yaşadığı hazzı partneriyle paylaşmasıdır.

ÇOCUĞUNUZA KÖTÜLÜK ETMEYİN

İnsanoğlu dünyadaki ilk gününden bu yana yaşamın olağan bir parçası olarak açıkça yaşadığı cinselliği günün birinde olağandışı ve gizli bir eylem ilan etmiş ama yine olağan bir şekilde yaşamaya devam etmiştir. Toplumsal birçok etkenin yanı sıra dini ve ahlaki kısıtlamaların da aktif rolünün olduğu bu “cinsellik ikilemi” nesillerden nesillere aktarılarak cinselliği tabulaştırmıştır. İkilemin can alıcı noktası ise ebeveynlerin cinselliği olağan bir şekilde yaşarken, çocuklarına yasakları ve cezaları olan bir tabu olarak öğretmeleri ve bu nesilsel zincirin kırılmadan devam etmesidir. Üstelik bu ikilem bir çifte standart şeklinde genellikler kadınlar için geçerlidir. Evlilikte, hazzın yaşanmadığı ölçülü bir cinselliğin görev gibi yapılmasının öğretildiği kız çocukları, anne olduklarında kendi kızlarına da aynı şeyi öğretirler. Ancak insanın ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı olabilmesi için, cinselliğin baskı altında tutulmaması, zihinlerin olduğu gibi, bedenlerin de özgürlüklerine kavuşturulması gereklidir. Cinsellik, ayıplanmadan ya da yüceltilmeden kişinin içinden geldiği gibi yaşaması gereken bir evrensel insan hakkıdır. Çocuklarınızı ve dolaylı olarak da onların çocuklarını bu haklarını özgürce yaşamaktan mahrum bırakmamak için yapmanız gereken size annenizin öğrettiği cinselliği değil, doğru cinselliği öğretmenizdir.

SEKS BİR ARMAĞANDIR

“Seks yapmak”, rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza ve hissetmeye odaklanarak, herhangi bir performans hedefi koymadan, zamandan kopma, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni bir “armağan gibi” paylaşabilme, partneri tatmin etme zorlantısı olmadan, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır. Tüm evrensel düşünce sistemleri açısından seks ve onun sonucunda ortaya çıkan yakınlık ve haz, insan için çok özel bir armağandır. Bu özel armağan tüm insanlara verilmiştir. Seks, aşkın ayrılmaz bir parçasıdır ve insanın hayatla arasındaki önemli bağlardan biridir. Bu bağın zedelenmesi ya da kopması insanın ruhunda derin yaralar açacak sorunların nedeni olur.


Etiketler


Yorumlar